Merhaba Yabancı

Bu blog kendime ait bir alan açma ihtiyacından doğdu.
Hayatta her şeyi yüksek sesle söyleyemediğimiz, bazen de kimseye anlatamadığımız anlar olur. İşte burası, o anların kelimeye döküldüğü yer.

Burada yazdıklarım bir kurgu değil; yaşanmışlıklardan izler taşıyan gerçek hisler. Kişiler ve olaylar hayattan, isimler ise gizli.
Bazen çok kişisel, bazen çok tanıdık.

Yemek tarifleri de bu hikâyenin bir parçası.
Çünkü benim için mutfak, sadece yemek yapılan bir yer değil; toparlanılan, sakinleşilen ve yeniden başlanan bir alan.

Blogum; ne tamamen karanlık, ne de sürekli aydınlık.
Tıpkı hayat gibi.

Ruhlar

Bazı ruhlar düz yollara göre yaratılmamıştır,
hep uçlarda veya bir boşluğun kenarında durur
ve eksik olan şeye doğru eğilir.
Ne tam kalabilir, ne de gerçekten gidebilir;
hep birine, bir zamana, bir hisse geç kalmıştır sanki.

Bazen hayat içimden geçiyor,
kanımda dolaşan bir sıcaklık gibi hafifletiyor beni.
Yer tutmuyor ayaklarım,
bedenim sınır olmaktan çıkıyor,
gökyüzüne yaklaşırken seni düşünüyorum.

Ama bazen…
sanki denizden alınıp karaya bırakılmış gibiyim.
Nefes var, aitlik yok.
Adımlarım çökerken anlıyorum:
dünya benim ölçüme göre değil
ve belki de ben,
hayatı bir yarık gibi sevmek zorundayım.

Artık bir yer aramıyorum.
Sadece kalbimin çağırdığı yerde duruyorum.
Bir yuvam yok belki,
Ben hayatın tanığıyım.

Yorum bırakın